Bir babanın sevgisini anlamak için onun söylediklerine değil, söyleyemediklerine bakmak gerekir.
Babalar Günü her yıl kapıyı çaldığında vitrinler birbirinin aynı kravatlarla, reklamlar ise “aslan babam” klişeleriyle dolar. Ancak bir gazeteci olarak bu yıl, o bilindik cümlelerin arkasındaki derin, sessiz ve çoğu zaman görünmeyen o büyük mirası yazmak istedim.
Baba; bir insanın dünyayı sırtında taşıma hâlidir.
Hayat, hırçın bir nehir gibi akıp giderken çoğumuz arkamıza yaslanıp o nehrin akıntısına karşı bizi tutan gizli barajları fark etmeyiz. Oysa her evladın hayatında, fırtına koptuğunda rüzgârı ilk göğüsleyen, sular yükseldiğinde set olan bir figür vardır: Baba.
Malum, önümüz Babalar Günü. Yine her yer süslü cümlelerle, markaların janjanlı paketleriyle dolacak. Ama babalık, bir güne sığdırılmış kutlama mesajlarından ya da bir pakete sarılmış hediyelerden çok daha fazlasıdır. Babalık, kelimelerin bittiği yerde başlayan sessiz bir taahhüttür.
Annelerin sevgisi çağlayan gibidir; sesini duyar, şefkatini hemen hissedersiniz. Babaların sevgisi ise daha çok bir dip akıntısına benzer. Yüzey durgundur ama dipte muazzam bir koruma içgüdüsü, bitmek bilmeyen bir kaygı ve devasa bir sadakat akar.
Bir babanın sevgisini anlamak için onun söylediklerine değil, söyleyemediklerine bakmak gerekir:
- Akşam eve dönerken taşınan o yorgun adımlara,
- Evladının geleceği için sakince yutulan o gururlu hırslara,
- “Ben yaşamadım, o yaşasın.” derken gözlerinde çakan o kararlı ışığa...
Bir baba, evladı için dünyayı sırtında taşır da bir gün dönüp “Yoruldum.” demez. İşte bu yüzden babalık, fedakârlığın en sessiz, en gürültüsüz hâlidir.
Bizler babalarımızdan sadece bir soyadı ya da fiziksel hatlar almayız. Dürüstlüğü, dik durmayı, haksızlığa karşı susmamayı ve en önemlisi bir aileyi ayakta tutan o görünmez direk olmayı öğreniriz. Bugün kendi evlatlarımıza, hatta torunlarımıza bakarken kurduğumuz o korumacı cümlelerde aslında kendi babalarımızın sesini duyarız.
Zaman değişir, roller değişir ama o güven hissi hiç değişmez. “Bir babanın evladına bırakacağı en büyük miras, her fırtınada sığınılabilecek liman gibi sağlam bir karakterdir.”
Eğer bu Babalar Günü’nde babanızın elini tutabiliyor, onunla aynı masada çay içebiliyorsanız, dünyanın en zengin insanı sizsiniz demektir. Gidin ve o nasırlı elleri sadece öpmeyin; o ellerin sizin için neleri göğüslediğini bildiğinizi hissettirin.
Eğer o çınar çoktan göçüp gittiyse ve siz onun gölgesinden mahrum kaldıysanız; dik durmaya devam edin. Çünkü bir babanın en büyük gururu, kendisi gittikten sonra da dürüstçe, onurla ve dimdik yaşayan bir evlat bırakmış olmaktır.
Tüm babaların, baba şefkatiyle bir çocuğun hayatına dokunanların ve yüreğinde o büyük sorumluluğu taşıyan herkesin Babalar Günü kutlu olsun. Gölgeleri üzerimizden eksik olmasın...