bizim mekan kurumsal web
Hüdayim GÜLER - Dostça
Köşe Yazarı
Hüdayim GÜLER - Dostça
 

NAMLUNUN UCUNDAKİ GELECEK..!!!

​Türkiye son birkaç gündür, okullarda yankılanan silah seslerinin ve gencecik yaşta yitip giden canların yasını tutuyor. Sosyal medyada ve televizyonlarda tartışmalar ise hep aynı noktaya kilitlenmiş durumda: "Okul kapısına polis dikelim, öğretmenler üst araması yapsın, güvenlik kameraları çoğaltılsın..." ​Oysa bu yaklaşım, sızdıran bir çatının altına kova koymaktan farksızdır. Kovayı ne kadar sık boşaltırsanız boşaltın, yağmur yağdığı sürece o ev ıslanacaktır. Asıl mesele, o çocuğun eline o silahı veren, ruhunu o öfkeyle dolduran ve onu o sınıfın kapısına kadar getiren süreçtir. Biz asıl o "çatıyı" yani aile yapısını, geçim derdini ve toplumsal kültürü tartışmak zorundayız. ​İnsanca yaşama sınırının çok altında, açlık sınırıyla pençeleşen bir evde büyüyen çocuğun dünyası, akranlarından çok daha erken kararır. Okula gittiğinde, cebinde harçlığı olan, istediği her şeye ulaşabilen diğer arkadaşlarına bakarken hissettiği şey sadece "haset" değildir; bu, derin bir "adaletsizlik" ve "değersizlik" hissidir. ​Psikolojik açıdan, çocukluk döneminde yaşanan bu ekonomik yetersizlik, bireyde "sosyal dışlanmışlık" yaratır. Akşam eve döndüğünde babasının yorgun ve çaresiz yüzünü, annesinin boş tencere karşısındaki suskunluğunu gören çocuk, öfkesini yöneltecek bir yer arar. Bu öfke, bazen en yakınındaki arkadaşına, bazen de otorite gördüğü okul sistemine bir "patlama" olarak döner. ​Bir yanda ekonomik buhran, diğer yanda ise akşamları baş köşeye kurulan televizyon ekranlarındaki o karanlık dünya... RTÜK’ün sadece belirli kelimelere ceza kestiği, ancak "silahı, raconu, mafyayı ve kaba kuvveti" yücelten dizilere geçit verdiği bir ortamda, bu çocukların kimi rol model almasını bekliyoruz? ​Kendi hayatında söz sahibi olamayan, yokluk içinde ezilen bir genç için; belindeki silahla her kapıyı açan, hukuktan üstün olan o "dizi kahramanları" sahte bir kurtuluş vaat eder. Şiddet, bu çocuklar için bir iletişim dili haline gelir. Güçsüzlüğünü, silahın gücüyle maskelemeye çalışmak, ekranlardan bilinçaltına pompalanan en zehirli mesajdır. ​Okul kapısına özel güvenlik koymak, o suç işlemeye meyilli çocuğu okulun dışında tutabilir ama ruhundaki karanlığı aydınlatmaz. Yarın sokakta, parkta veya hayatın başka bir evresinde o öfke yine bir namludan çıkacaktır. ÇÖZÜM....; ​Ekonomik Adalet...: Ailelerin insanca yaşayabileceği bir gelire kavuşması, çocuğun okulda "eksik" hissetmemesi için temel şarttır. ​Medya Denetimi...: Şiddeti bir yaşam tarzı olarak sunan yapımların toplum ruh sağlığı üzerindeki tahribatı artık ciddi şekilde denetlenmelidir. ​Rehberlik ve Psikolojik Destek...: Okullarda sadece disiplin değil, çocuğun ailevi ve ruhsal dünyasını takip eden etkin bir rehberlik sistemi kurulmalıdır. ​SONUÇ OLARAK...; 0 tetiği çeken sadece bir parmak değil, yıllardır biriken yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet kültürüdür. Biz aile yapısını güçlendirip, sosyal devlet ilkesini her eve sokamadığımız sürece, okul kapılarına ne kadar kilit vurursak vuralım, geleceğimizi korumuş olmayacağız. Bu derin ve sarsıcı konu, sadece asayiş tedbirleriyle çözülemeyecek kadar köklü sosyo-ekonomik ve psikolojik katmanlara sahip. Yaşanan bu trajik olay, aslında bir sonuçtur; nedenleri ise aile içindeki yoksunlukta, televizyon ekranlarındaki şiddet güzellemesinde ve derinleşen gelir adaletsizliğinde gizlidir.
Ekleme Tarihi: 17 Nisan 2026 -Cuma
Hüdayim GÜLER - Dostça

NAMLUNUN UCUNDAKİ GELECEK..!!!

​Türkiye son birkaç gündür, okullarda yankılanan silah seslerinin ve gencecik yaşta yitip giden canların yasını tutuyor. Sosyal medyada ve televizyonlarda tartışmalar ise hep aynı noktaya kilitlenmiş durumda: "Okul kapısına polis dikelim, öğretmenler üst araması yapsın, güvenlik kameraları çoğaltılsın..." ​Oysa bu yaklaşım, sızdıran bir çatının altına kova koymaktan farksızdır. Kovayı ne kadar sık boşaltırsanız boşaltın, yağmur yağdığı sürece o ev ıslanacaktır. Asıl mesele, o çocuğun eline o silahı veren, ruhunu o öfkeyle dolduran ve onu o sınıfın kapısına kadar getiren süreçtir. Biz asıl o "çatıyı" yani aile yapısını, geçim derdini ve toplumsal kültürü tartışmak zorundayız. ​İnsanca yaşama sınırının çok altında, açlık sınırıyla pençeleşen bir evde büyüyen çocuğun dünyası, akranlarından çok daha erken kararır. Okula gittiğinde, cebinde harçlığı olan, istediği her şeye ulaşabilen diğer arkadaşlarına bakarken hissettiği şey sadece "haset" değildir; bu, derin bir "adaletsizlik" ve "değersizlik" hissidir. ​Psikolojik açıdan, çocukluk döneminde yaşanan bu ekonomik yetersizlik, bireyde "sosyal dışlanmışlık" yaratır. Akşam eve döndüğünde babasının yorgun ve çaresiz yüzünü, annesinin boş tencere karşısındaki suskunluğunu gören çocuk, öfkesini yöneltecek bir yer arar. Bu öfke, bazen en yakınındaki arkadaşına, bazen de otorite gördüğü okul sistemine bir "patlama" olarak döner. ​Bir yanda ekonomik buhran, diğer yanda ise akşamları baş köşeye kurulan televizyon ekranlarındaki o karanlık dünya... RTÜK’ün sadece belirli kelimelere ceza kestiği, ancak "silahı, raconu, mafyayı ve kaba kuvveti" yücelten dizilere geçit verdiği bir ortamda, bu çocukların kimi rol model almasını bekliyoruz? ​Kendi hayatında söz sahibi olamayan, yokluk içinde ezilen bir genç için; belindeki silahla her kapıyı açan, hukuktan üstün olan o "dizi kahramanları" sahte bir kurtuluş vaat eder. Şiddet, bu çocuklar için bir iletişim dili haline gelir. Güçsüzlüğünü, silahın gücüyle maskelemeye çalışmak, ekranlardan bilinçaltına pompalanan en zehirli mesajdır. ​Okul kapısına özel güvenlik koymak, o suç işlemeye meyilli çocuğu okulun dışında tutabilir ama ruhundaki karanlığı aydınlatmaz. Yarın sokakta, parkta veya hayatın başka bir evresinde o öfke yine bir namludan çıkacaktır. ÇÖZÜM....; ​Ekonomik Adalet...: Ailelerin insanca yaşayabileceği bir gelire kavuşması, çocuğun okulda "eksik" hissetmemesi için temel şarttır. ​Medya Denetimi...: Şiddeti bir yaşam tarzı olarak sunan yapımların toplum ruh sağlığı üzerindeki tahribatı artık ciddi şekilde denetlenmelidir. ​Rehberlik ve Psikolojik Destek...: Okullarda sadece disiplin değil, çocuğun ailevi ve ruhsal dünyasını takip eden etkin bir rehberlik sistemi kurulmalıdır. ​SONUÇ OLARAK...; 0 tetiği çeken sadece bir parmak değil, yıllardır biriken yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet kültürüdür. Biz aile yapısını güçlendirip, sosyal devlet ilkesini her eve sokamadığımız sürece, okul kapılarına ne kadar kilit vurursak vuralım, geleceğimizi korumuş olmayacağız. Bu derin ve sarsıcı konu, sadece asayiş tedbirleriyle çözülemeyecek kadar köklü sosyo-ekonomik ve psikolojik katmanlara sahip. Yaşanan bu trajik olay, aslında bir sonuçtur; nedenleri ise aile içindeki yoksunlukta, televizyon ekranlarındaki şiddet güzellemesinde ve derinleşen gelir adaletsizliğinde gizlidir.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve dorukmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat