bizim mekan kurumsal web
Muttalip KORKMAZ - Bana Göre
Köşe Yazarı
Muttalip KORKMAZ - Bana Göre
 

İnsanlık Tarihi

Son günlerde insanlık tarihi konusunda biraz araştırma yaptım. Konu ile ilgili yazılar okudum. Gördüm ki okullarda bize öğretilen tarihin, insanlık destanının yalnızca son faslı, çok küçük bir kısmı, bir ekran görüntüsü olduğunu gördüm.  Oysa gerçek hikâye çok daha derinlerde, zamanın sisli ufuklarında başlıyor. Değerli dostlar; insanlık tarihinin yaklaşık yüzde doksan dokuzu, tarımın ve medeniyetin doğuşundan önce yaşanmış. Bugün, insanlık destanının yalnızca son yüzde birlik diliminde nefes alıyoruz. Bu, insanın zaman algısını kökünden sarsan bir hakikattir. Milyonlarca yıl boyunca insan, doğanın efendisi değil; onun amansız şartlarına tutunmaya çalışan kırılgan bir varlık olmuş. İklim değişikliği, buzulların ilerlemesi ve geri çekilmesi, kıtalar şekil değiştirmesi, denizler yükselmesi ve alçalması. Tüm bunları insan gözlemledi, not tutmasa da hafızasına kazıdı; bilgi birikti, sözcükler doğdu, diller çeşitlendi ve tecrübeler babadan oğula, kuşaktan kuşağa emanet edildi. Ta ki yaklaşık on iki bin yıl öncesine, insanlık tarihinin en büyük kırılma noktasına gelene tarımın keşfine dek. Tarımın keşfiyle birlikte her şey değişti. Toprak ekildi, tohum filizlendi, ürünler hasat edildi. Fazlası ambarlarda birikti. Mülkiyet fikri belirdi. İş bölümü doğdu. Köyler büyüdü, şehirler yükseldi. Şehirler devletlere dönüştü. Hukuk tesis edildi. Yazı icat edildi. Kurumlar inşa edildi. Tabi tüm bunların her biri yüzyıllarca sürdü. Bugün medeniyet dediğimiz o muazzam yapı, işte bu toprağın altından fışkıran uzun tarihsel birikimin meyvesidir. Sevgili okurlar; medeniyet bir mucize olmadığını gördüm. O, milyonlarca yıllık gözlem, bilgi, emek ve nesiller boyu aktarılan tecrübenin tecessüm etmiş halidir. Bir başka gözle bakıldığında ; insanlık tarihinin devasa bir merdiveni hatırlattığını görürüz. Bu merdivendeki hiçbir basamak kendiliğinden oluşmadı. Her nesil, kendinden öncekilerin bilgisini devraldı; üzerine kendi tecrübesini kattı, pişirdi, olgunlaştırdı; sonra onu ardından gelenlere bir emanet gibi teslim etti. Bugün gururla andığımız bilim, teknoloji, hukuk, devlet düzeni ve modern medeniyet; işte bu kesintisiz zincirin son halkaları. Günümüzün uluslararası sistemini anlamak isteyen herkes, insanlık tarihinin en başına, o ilk ateşin başında oturan, ilk tokumu eken, ilk hasatı kaldıran atalarımıza kadar gitmek zorundadır. Çünkü NATO, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler veya çağımızın süper güçleri birdenbire ortaya çıkmadı. Yerleşik hayat olmadan şehirler, şehirler olmadan devletler, devletler olmadan egemenlik, egemenlik olmadan diplomasi ve nihayet diplomasi olmadan uluslararası ilişkiler doğamazdı. Bugün küresel siyaseti şekillendiren kurumların ve güç dengelerinin en uzak kökleri, insanın doğayla amansız mücadelesine, ilk tohumu toprakla buluşturmasına ve Neolitik Devrim'in o mukaddes anına kadar uzanır. Bu yüzden dünya tarihini öğrenmek, yalnızca geçmişe dönük bir merak değildir; aynı zamanda bugünün uluslararası düzenini doğru okuyabilmek ve yarının dünyasını daha isabetli değerlendirebilmek için elzem olduğu tartışmasız bir gerçek. Son tahlilde; "İnsan önce doğaya uyum sağladı; sonra doğayı anlamayı öğrendi; en sonunda ise onu dönüştürmeye başladı."  Geçmişini idrak eden toplumlar, geleceğini daha sağlam temeller üzerine inşa eder. Tarihini unutanlar ise kendi hatalarını tekrarlamaya mahkûmdur. Kökü çok eskiye dayanan Türk Ulusunun; dünya tarihinde çok önemli katkıları bulunduğu, yüz yılarca dünya yaşamının önemli bir kısmına hükmettiği, ilim, fen, edebiyat, teknoloji gibi bir çok konuda büyük katkılar sağladığı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Bundan  korkmak, çekinmek yerine guru duymak her türkün en temel vazifesi olmalıdır. O halde gelin, o uzun merdivenin her basamağına saygıyla duralım; zira bugün ulaştığımız zirve, atalarımızın milyonlarca yıllık sabrının, direnişinin ve zekâsının bir armağanı olduğunu kabul edelim. Hepinize iyi haftalar…
Ekleme Tarihi: 15 Temmuz 2026 -Çarşamba
Muttalip KORKMAZ - Bana Göre

İnsanlık Tarihi

Son günlerde insanlık tarihi konusunda biraz araştırma yaptım. Konu ile ilgili yazılar okudum. Gördüm ki okullarda bize öğretilen tarihin, insanlık destanının yalnızca son faslı, çok küçük bir kısmı, bir ekran görüntüsü olduğunu gördüm.  Oysa gerçek hikâye çok daha derinlerde, zamanın sisli ufuklarında başlıyor.

Değerli dostlar; insanlık tarihinin yaklaşık yüzde doksan dokuzu, tarımın ve medeniyetin doğuşundan önce yaşanmış. Bugün, insanlık destanının yalnızca son yüzde birlik diliminde nefes alıyoruz. Bu, insanın zaman algısını kökünden sarsan bir hakikattir.

Milyonlarca yıl boyunca insan, doğanın efendisi değil; onun amansız şartlarına tutunmaya çalışan kırılgan bir varlık olmuş. İklim değişikliği, buzulların ilerlemesi ve geri çekilmesi, kıtalar şekil değiştirmesi, denizler yükselmesi ve alçalması. Tüm bunları insan gözlemledi, not tutmasa da hafızasına kazıdı; bilgi birikti, sözcükler doğdu, diller çeşitlendi ve tecrübeler babadan oğula, kuşaktan kuşağa emanet edildi. Ta ki yaklaşık on iki bin yıl öncesine, insanlık tarihinin en büyük kırılma noktasına gelene tarımın keşfine dek.

Tarımın keşfiyle birlikte her şey değişti. Toprak ekildi, tohum filizlendi, ürünler hasat edildi. Fazlası ambarlarda birikti. Mülkiyet fikri belirdi. İş bölümü doğdu. Köyler büyüdü, şehirler yükseldi. Şehirler devletlere dönüştü. Hukuk tesis edildi. Yazı icat edildi. Kurumlar inşa edildi. Tabi tüm bunların her biri yüzyıllarca sürdü. Bugün medeniyet dediğimiz o muazzam yapı, işte bu toprağın altından fışkıran uzun tarihsel birikimin meyvesidir.

Sevgili okurlar; medeniyet bir mucize olmadığını gördüm. O, milyonlarca yıllık gözlem, bilgi, emek ve nesiller boyu aktarılan tecrübenin tecessüm etmiş halidir. Bir başka gözle bakıldığında ; insanlık tarihinin devasa bir merdiveni hatırlattığını görürüz. Bu merdivendeki hiçbir basamak kendiliğinden oluşmadı. Her nesil, kendinden öncekilerin bilgisini devraldı; üzerine kendi tecrübesini kattı, pişirdi, olgunlaştırdı; sonra onu ardından gelenlere bir emanet gibi teslim etti. Bugün gururla andığımız bilim, teknoloji, hukuk, devlet düzeni ve modern medeniyet; işte bu kesintisiz zincirin son halkaları.

Günümüzün uluslararası sistemini anlamak isteyen herkes, insanlık tarihinin en başına, o ilk ateşin başında oturan, ilk tokumu eken, ilk hasatı kaldıran atalarımıza kadar gitmek zorundadır. Çünkü NATO, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler veya çağımızın süper güçleri birdenbire ortaya çıkmadı. Yerleşik hayat olmadan şehirler, şehirler olmadan devletler, devletler olmadan egemenlik, egemenlik olmadan diplomasi ve nihayet diplomasi olmadan uluslararası ilişkiler doğamazdı. Bugün küresel siyaseti şekillendiren kurumların ve güç dengelerinin en uzak kökleri, insanın doğayla amansız mücadelesine, ilk tohumu toprakla buluşturmasına ve Neolitik Devrim'in o mukaddes anına kadar uzanır.

Bu yüzden dünya tarihini öğrenmek, yalnızca geçmişe dönük bir merak değildir; aynı zamanda bugünün uluslararası düzenini doğru okuyabilmek ve yarının dünyasını daha isabetli değerlendirebilmek için elzem olduğu tartışmasız bir gerçek.

Son tahlilde; "İnsan önce doğaya uyum sağladı; sonra doğayı anlamayı öğrendi; en sonunda ise onu dönüştürmeye başladı."  Geçmişini idrak eden toplumlar, geleceğini daha sağlam temeller üzerine inşa eder. Tarihini unutanlar ise kendi hatalarını tekrarlamaya mahkûmdur. Kökü çok eskiye dayanan Türk Ulusunun; dünya tarihinde çok önemli katkıları bulunduğu, yüz yılarca dünya yaşamının önemli bir kısmına hükmettiği, ilim, fen, edebiyat, teknoloji gibi bir çok konuda büyük katkılar sağladığı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Bundan  korkmak, çekinmek yerine guru duymak her türkün en temel vazifesi olmalıdır. O halde gelin, o uzun merdivenin her basamağına saygıyla duralım; zira bugün ulaştığımız zirve, atalarımızın milyonlarca yıllık sabrının, direnişinin ve zekâsının bir armağanı olduğunu kabul edelim. Hepinize iyi haftalar…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve dorukmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat