Gelirdi, çıkardı; gelmezdi, çıkmazdı derken mutlak butlan geldi. Tabii devamında ana muhalefette kaos... Ana muhalefete oy veren seçmen bile tenis maçı seyreder gibi olanı biteni seyrediyor.
Dünyada, bizim coğrafyamızda demokratik seçimle seçilerek 25 yıl tek başına iktidarda kalan ne parti var ne lider... Bu coğrafyada bir günde yaşanan durum, olay, felaket, kriz, değişiklik gibi gelişmeler, Kara Avrupası ülkelerinin tamamında 5 yılda meydana gelmez. Böyle bir coğrafyada bu kadar iniş çıkışların ve çeşitli dinamiklerin olduğu bir ortamda iktidar partisi şüphesiz ki yıpranır. Yıprandığında normal ülkelerde ne olur? Ülkedeki muhalefet, değişimin öncüsü ve iktidarın alternatifi olarak tercih edilir. Fakat o da ne? Ülkemizde iktidarın yıpranması yalnızca rüzgarın kayanın üzerindeki tozu alması kadarken muhalefet, kendi seçmeni tarafından bile iktidar alternatifi olarak görülmüyor. Hal böyle olunca muhalefet türlü ihtimalleri deneyerek iç çekişmeler, ihbarlar, şikayetler, kasetler, kayıtlar vs. ile toplumda iktidar değişimine dair umudu kaybediyor.
İktidar, Türkiye’de öncelikle yerel seçimlerdeki başarısı ve yerel yönetimlerdeki hizmet anlayışı ile millete umut olmuş; sonrasında yapılan genel seçimlerde de iktidarı kazanmıştır. Ana muhalefet yerel seçimde bir başarı kazanmış olsa da yerel hizmetlerde seçimdeki başarı istikrarını yakalayamayınca, üstüne üstlük kazandığı belediyelerin başkanlarının büyük çoğunluğunun çapsız, beceriksiz, kadrosuz, akıllara zarar uygulamaları topluma dayatmaya kalktıkları görülünce muhalefet seçmeni bile isyan etmektedir.
Bazı yerel yönetimlerde seçimi kazanan muhalefet partisi mecliste azınlık olsa da, bu durumda da kendi eksikliklerini, beceriksizliklerini ve liyakatsiz kadrolarını kişisel hırs ve kompleksler nedeniyle tasfiye etmeleri sonucunda yerel yöneticiler kabahati kendilerinde aramak yerine hizmet etmeme gerekçelerini meclis çoğunluğuna yüklemekte, “çalışmadığı” değil “çalıştırılmadığı” algısı yaratmaktadır.
E tabii halk görüyor bu durumu. Algıyla, sosyal medya videolarıyla bir yere kadar idare etseler de beceriksizlik, vizyonsuzluk, amaçsızlık “çalıştırmıyorlar” demekle kapanmıyor. O zaman adama sorarlar: “Be birader, sen ne diye aday oldun? Şehrin en temel yapman gereken zorunlu hizmetlerinde bile inanılmaz eksiklik, hata ve yoksunluk varken bunun yapılmasına hangi üye engel oluyor?” diyerek...
Kişisel ego, kibir ve samimiyetten uzak, yapmacık davranışlarla halkta sempati değil, nefrete varan antipati oluştuğunu görmüyor musunuz?
Yerel yönetimleri görev zararından başka kişisel ego, hırs ve kibir nedeniyle milyonlarca lira zarara uğratan yerel yöneticiler, bu zarar kendilerine rücu ettiğinde cezayı hangi para ile, ne şekilde ödeyeceklerdir? Kişisel birikimleri yediği cezanın çok altında olanlar bu cezayı nasıl ödetmiştir? Bu da ayrı bir soruşturma konusudur.
Sonuç olarak muhalefet, kendisine yerel seçimlerde verilen değerli fırsatı mirasyedi gibi harcayarak bir daha verilmeyecek oyların sonucunda yerelde iktidarı mumla, “Bu beceriksizlere ülke emanet edilmez” diyen vatandaşın çoğunluklu görüşü sonrası genelde iktidarı projektörle arayacaktır.
Ha tabii, yerel yönetimin başında olan bazı yöneticilerin amacı hizmet etmek değil de emekli maaş katsayısını yükseltmekse, bu da onların günahı ve vebali boynuna bir durumdur.
Gayri ahlaki ilişkiler, personel ile seviyesiz durumlar, toplumda kabul görmeyen ne kadar olumsuz davranış varsa sergileyen ve bunları destekleyen yöneticilerin göreceği makam işte bu kadardır. Devamı yoktur.
Gösterilen adayların ve bu adaylar seçildikten sonra sergilediği beceriksiz, yetersiz, vizyonsuz, egolu, kibirli tutumlar nedeniyle muhalefetin şapkasını önüne alıp düşünüp ona göre gözden geçirmesi gereken birçok dinamik vardır. Bunu yaparsa yapar; yapmazsa da vatandaş ilk seçimde bu boş güruhu sandıkta silip süpürecektir.
Saygılarımla...