bizim mekan kurumsal web
Cüneyt KÖŞE - Tüketici Köşesi
Köşe Yazarı
Cüneyt KÖŞE - Tüketici Köşesi
 

ADALETİN HALKA EN YAKIN KAPISI KAPATILMAMALI!

İlçe Tüketici Hakem Heyetleri Kapatılırsa Kim Kazanır, Kim Kaybeder? Adalet yalnızca mahkeme salonlarında, kanun kitaplarında ya da resmî kurumların tabelalarında bulunmaz. Adalet, vatandaşın ihtiyaç duyduğu anda ulaşabildiği, hakkını arayabildiği ve karşılaştığı haksızlığa çözüm bulabildiği yerde anlam kazanır. İşte Tüketici Hakem Heyetleri, bu anlayışın ülkemizdeki en somut örneklerinden biridir. Bir vatandaşın satın aldığı ayıplı bir ürün nedeniyle hakkını arayabilmesi, bir emeklinin haksız yere tahsil edilen ücretine itiraz edebilmesi, bir öğrencinin sınırlı bütçesiyle aldığı üründe yaşadığı mağduriyeti giderebilmesi için adaletin kapısı kendisine yakın olmalıdır. Ne var ki ilçe Tüketici Hakem Heyetlerinin kapatılmasına yönelik yaklaşım, bu kapının vatandaşın yüzüne giderek kapanması tehlikesini beraberinde getirmektedir. Sorulması gereken soru şudur: Kamu yönetiminde tasarruf sağlamak adına tüketicinin adalete erişimi zorlaştırılabilir mi? Bizim cevabımız açıktır: Hayır! HAK ARAMAK BİR AYRICALIK DEĞİL, ANAYASAL BİR HAKTIR Anayasamızın 36. maddesi hak arama özgürlüğünü, 172. maddesi ise devletin tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alma sorumluluğunu güvence altına almaktadır. Dolayısıyla tüketicinin korunması, kamu yönetiminin tercihine bırakılmış bir iyilik değil, anayasal dayanağı bulunan bir yükümlülüktür. İlçe Tüketici Hakem Heyetleri, özellikle dar gelirli vatandaşlarımız, emeklilerimiz, yaşlılarımız, engelli bireylerimiz ve kırsal bölgelerde yaşayan tüketicilerimiz açısından son derece önemli bir başvuru mekanizmasıdır. Bir hakkın kanunda yazılı olması yeterli değildir. O hakkın kullanılabilir olması gerekir. Vatandaşa “Hakkın var ama kullanmak için başka bir şehre ya da kilometrelerce uzaktaki il merkezine gitmelisin” demek, hak arama özgürlüğünün önüne fiilî engeller koymaktır. BİR ÜRÜNÜN BEDELİNDEN FAZLA HAK ARAMA MASRAFI OLUR MU? Bir örnek düşünelim. İlçede yaşayan emekli bir vatandaşımız, satın aldığı küçük ev aletinin ayıplı çıkması üzerine hakkını aramak istiyor. Başvurusunu bulunduğu ilçede yapabilmek yerine il merkezine gitmesi, yol masrafı yapması, zaman ayırması ve gerektiğinde yeniden ulaşım sağlaması durumunda ne olacaktır? Ya da kırsal bölgede yaşayan engelli bir tüketicinin, inceleme gerektiren bir ürünü uzak bir merkeze götürmesi ne kadar kolay olacaktır? Elbette elektronik başvuru imkânları vardır. Ancak her tüketicinin dijital araçlara erişimi, bunları kullanma becerisi veya başvuru sürecini tek başına yürütebilme olanağı aynı değildir. Üstelik bazı uyuşmazlıklarda ürünün incelenmesi, belge ve delillerin değerlendirilmesi ya da bilirkişi incelemesi gerekebilir. Bu nedenle dijitalleşme, yerel erişimin alternatifi değil, onu güçlendiren bir araç olmalıdır. Hakkını aramanın maliyeti, uğranılan zararın önüne geçerse vatandaş hakkından vazgeçer. İşte asıl tehlike buradadır. DOSYA SAYISI AZALIRSA SORUNLAR DA AZALMIŞ MI OLACAK? İlçe heyetlerinin kapatılması sonucunda başvuru sayılarının azalması, ilk bakışta kamu yönetimi açısından iş yükünün hafiflemesi olarak değerlendirilebilir. Ancak burada çok önemli bir ayrım yapılmalıdır. Başvuruların azalması, tüketici mağduriyetlerinin azaldığı anlamına gelmez. Tam tersine, vatandaşın hakkını aramaktan vazgeçtiğinin göstergesi de olabilir. Bir tüketici, uğradığı zararın peşine düşmekten vazgeçtiğinde yalnızca kendi hakkını kaybetmez. Aynı zamanda haksız ticari uygulamaların karşılıksız kalması riski de artar. Bunun bedelini dürüst işletmeler de öder. Çünkü tüketici haklarına saygı gösteren işletmelerle haksız uygulamalardan kazanç sağlayanların aynı piyasada rekabet etmesi, adil rekabet ortamını zedeler. Unutulmamalıdır ki tüketicinin korunması, aynı zamanda dürüst ticaretin ve sağlıklı rekabetin korunmasıdır. TASARRUFUN BEDELİNİ TÜKETİCİ ÖDEMEMELİ! İlçe Tüketici Hakem Heyetlerinin kapatılmasına yönelik değerlendirmelerde maliyet ve idari verimlilik gerekçeleri gündeme gelmektedir. Kamu kaynaklarının etkili ve verimli kullanılmasına elbette karşı değiliz. Aksine, kamu yönetiminde verimliliği savunuyoruz. Ancak verimlilik yalnızca bir kurumun bütçesine bakılarak ölçülemez. Kamu hizmetinin vatandaşa yüklediği ulaşım masrafı, zaman kaybı, iş gücü kaybı ve hak aramaktan vazgeçmenin toplumsal maliyeti de hesaba katılmalıdır. Devletin bir kalemde tasarruf ettiği tutarın, binlerce tüketiciye ayrı ayrı yüklenmesi gerçek anlamda tasarruf mudur? Kaldı ki tüketiciler, satın aldıkları mal ve hizmetler üzerinden KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergileri ödeyerek kamu gelirlerine önemli katkı sağlamaktadır. Vergisini öderken her yerde bulunan tüketici, hakkını ararken neden uzaklara gönderilsin? Kamu hizmetlerinde tasarruf anlayışı, vatandaşın temel haklarına erişimini güçleştiren bir uygulamaya dönüşmemelidir. ÇÖZÜM KAPATMAK DEĞİL, GÜÇLENDİRMEKTİR Biz tüketici örgütleri olarak yalnızca eleştirmiyor, çözüm de öneriyoruz. İlçe Tüketici Hakem Heyetlerinin karşılaştığı idari ve yapısal sorunlar varsa bunlar bilimsel, katılımcı ve veriye dayalı bir yaklaşımla belirlenmelidir. Öncelikle dijital altyapı geliştirilmeli; dosyaların heyet üyelerince güvenli elektronik sistemler üzerinden incelenebilmesi sağlanmalıdır. Kadrolu ve nitelikli raportör sayısı artırılmalı, iş yükü dengeli dağıtılmalı, heyet üyelerine düzenli hizmet içi eğitim verilmelidir. Mevzuat değişiklikleri ve güncel yargı kararları sistemli biçimde paylaşılmalı; kararların niteliğini ve uygulama birliğini geliştirecek mekanizmalar oluşturulmalıdır. Başvuru süreçleri sadeleştirilmeli, özellikle yaşlı ve dijital erişim imkânı sınırlı tüketicilere yerinde destek verilmelidir. Her ilçenin nüfusu, coğrafi koşulları, ulaşım olanakları ve başvuru yoğunluğu dikkate alınarak hizmet kapasitesi güçlendirilmelidir. Kısacası, sorun varsa çözülmeli; eksik varsa tamamlanmalı; sistem yetersizse geliştirilmelidir. Ama vatandaşın adalete ulaşabildiği kapılar kapatılmamalıdır. ADALET MERKEZİLEŞTİKÇE VATANDAŞTAN UZAKLAŞMAMALI Burada tartıştığımız mesele yalnızca bir kamu kurumunun nerede faaliyet göstereceği değildir. Mesele, devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisidir. Mesele, dar gelirli bir tüketicinin hakkını aramaya cesaret edip edemeyeceğidir. Mesele, yaşlı bir vatandaşımızın uğradığı haksızlık karşısında kendisini yalnız hissedip hissetmeyeceğidir. Ve mesele, Anayasa'nın tüketiciyi koruma konusunda devlete yüklediği sorumluluğun günlük yaşamda ne ölçüde karşılık bulduğudur. Bir ülkede adaletin gücü, yalnızca verilen kararlarla değil, o kararlara ulaşabilen insanların sayısıyla da ölçülmelidir. Adaleti vatandaşa yaklaştırmak kamu hizmetidir. Vatandaşı adalete ulaşmak için yollara düşürmek ise çözüm değildir. SON SÖZ İlçe Tüketici Hakem Heyetlerinin kapatılması yaklaşımı yeniden değerlendirilmelidir. Bu konuda karar alınırken tüketici örgütlerinin görüşleri dinlenmeli, yerel ihtiyaçlar dikkate alınmalı ve vatandaşın hak arama sürecinde karşılaşacağı güçlükler göz ardı edilmemelidir. Çünkü güçlü tüketici, yalnızca kendi hakkını koruyan kişi değildir. Güçlü tüketici; dürüst ticareti, adil rekabeti ve ekonomik güveni de ayakta tutan temel unsurlardan biridir. Bizim savunduğumuz anlayış çok açıktır: Tüketicinin hakkını aradığı kapıları kapatmayın. O kapıları daha erişilebilir, daha hızlı ve daha güçlü hâle getirin. Unutmayalım: Adalet, vatandaşa ne kadar yakınsa o kadar güçlüdür. Cüneyt KÖŞE TÜRFED Genel Başkanı
Ekleme Tarihi: 16 Ekim 2026 -Cuma
Cüneyt KÖŞE - Tüketici Köşesi

ADALETİN HALKA EN YAKIN KAPISI KAPATILMAMALI!

İlçe Tüketici Hakem Heyetleri Kapatılırsa Kim Kazanır, Kim Kaybeder?

Adalet yalnızca mahkeme salonlarında, kanun kitaplarında ya da resmî kurumların tabelalarında bulunmaz. Adalet, vatandaşın ihtiyaç duyduğu anda ulaşabildiği, hakkını arayabildiği ve karşılaştığı haksızlığa çözüm bulabildiği yerde anlam kazanır.

İşte Tüketici Hakem Heyetleri, bu anlayışın ülkemizdeki en somut örneklerinden biridir.

Bir vatandaşın satın aldığı ayıplı bir ürün nedeniyle hakkını arayabilmesi, bir emeklinin haksız yere tahsil edilen ücretine itiraz edebilmesi, bir öğrencinin sınırlı bütçesiyle aldığı üründe yaşadığı mağduriyeti giderebilmesi için adaletin kapısı kendisine yakın olmalıdır.

Ne var ki ilçe Tüketici Hakem Heyetlerinin kapatılmasına yönelik yaklaşım, bu kapının vatandaşın yüzüne giderek kapanması tehlikesini beraberinde getirmektedir.

Sorulması gereken soru şudur: Kamu yönetiminde tasarruf sağlamak adına tüketicinin adalete erişimi zorlaştırılabilir mi?

Bizim cevabımız açıktır: Hayır!

HAK ARAMAK BİR AYRICALIK DEĞİL, ANAYASAL BİR HAKTIR

Anayasamızın 36. maddesi hak arama özgürlüğünü, 172. maddesi ise devletin tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alma sorumluluğunu güvence altına almaktadır.

Dolayısıyla tüketicinin korunması, kamu yönetiminin tercihine bırakılmış bir iyilik değil, anayasal dayanağı bulunan bir yükümlülüktür.

İlçe Tüketici Hakem Heyetleri, özellikle dar gelirli vatandaşlarımız, emeklilerimiz, yaşlılarımız, engelli bireylerimiz ve kırsal bölgelerde yaşayan tüketicilerimiz açısından son derece önemli bir başvuru mekanizmasıdır.

Bir hakkın kanunda yazılı olması yeterli değildir. O hakkın kullanılabilir olması gerekir.

Vatandaşa “Hakkın var ama kullanmak için başka bir şehre ya da kilometrelerce uzaktaki il merkezine gitmelisin” demek, hak arama özgürlüğünün önüne fiilî engeller koymaktır.

BİR ÜRÜNÜN BEDELİNDEN FAZLA HAK ARAMA MASRAFI OLUR MU?

Bir örnek düşünelim.

İlçede yaşayan emekli bir vatandaşımız, satın aldığı küçük ev aletinin ayıplı çıkması üzerine hakkını aramak istiyor.

Başvurusunu bulunduğu ilçede yapabilmek yerine il merkezine gitmesi, yol masrafı yapması, zaman ayırması ve gerektiğinde yeniden ulaşım sağlaması durumunda ne olacaktır?

Ya da kırsal bölgede yaşayan engelli bir tüketicinin, inceleme gerektiren bir ürünü uzak bir merkeze götürmesi ne kadar kolay olacaktır?

Elbette elektronik başvuru imkânları vardır. Ancak her tüketicinin dijital araçlara erişimi, bunları kullanma becerisi veya başvuru sürecini tek başına yürütebilme olanağı aynı değildir.

Üstelik bazı uyuşmazlıklarda ürünün incelenmesi, belge ve delillerin değerlendirilmesi ya da bilirkişi incelemesi gerekebilir.

Bu nedenle dijitalleşme, yerel erişimin alternatifi değil, onu güçlendiren bir araç olmalıdır.

Hakkını aramanın maliyeti, uğranılan zararın önüne geçerse vatandaş hakkından vazgeçer.

İşte asıl tehlike buradadır.

DOSYA SAYISI AZALIRSA SORUNLAR DA AZALMIŞ MI OLACAK?

İlçe heyetlerinin kapatılması sonucunda başvuru sayılarının azalması, ilk bakışta kamu yönetimi açısından iş yükünün hafiflemesi olarak değerlendirilebilir.

Ancak burada çok önemli bir ayrım yapılmalıdır.

Başvuruların azalması, tüketici mağduriyetlerinin azaldığı anlamına gelmez.

Tam tersine, vatandaşın hakkını aramaktan vazgeçtiğinin göstergesi de olabilir.

Bir tüketici, uğradığı zararın peşine düşmekten vazgeçtiğinde yalnızca kendi hakkını kaybetmez. Aynı zamanda haksız ticari uygulamaların karşılıksız kalması riski de artar.

Bunun bedelini dürüst işletmeler de öder.

Çünkü tüketici haklarına saygı gösteren işletmelerle haksız uygulamalardan kazanç sağlayanların aynı piyasada rekabet etmesi, adil rekabet ortamını zedeler.

Unutulmamalıdır ki tüketicinin korunması, aynı zamanda dürüst ticaretin ve sağlıklı rekabetin korunmasıdır.

TASARRUFUN BEDELİNİ TÜKETİCİ ÖDEMEMELİ!

İlçe Tüketici Hakem Heyetlerinin kapatılmasına yönelik değerlendirmelerde maliyet ve idari verimlilik gerekçeleri gündeme gelmektedir.

Kamu kaynaklarının etkili ve verimli kullanılmasına elbette karşı değiliz. Aksine, kamu yönetiminde verimliliği savunuyoruz.

Ancak verimlilik yalnızca bir kurumun bütçesine bakılarak ölçülemez.

Kamu hizmetinin vatandaşa yüklediği ulaşım masrafı, zaman kaybı, iş gücü kaybı ve hak aramaktan vazgeçmenin toplumsal maliyeti de hesaba katılmalıdır.

Devletin bir kalemde tasarruf ettiği tutarın, binlerce tüketiciye ayrı ayrı yüklenmesi gerçek anlamda tasarruf mudur?

Kaldı ki tüketiciler, satın aldıkları mal ve hizmetler üzerinden KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergileri ödeyerek kamu gelirlerine önemli katkı sağlamaktadır.

Vergisini öderken her yerde bulunan tüketici, hakkını ararken neden uzaklara gönderilsin?

Kamu hizmetlerinde tasarruf anlayışı, vatandaşın temel haklarına erişimini güçleştiren bir uygulamaya dönüşmemelidir.

ÇÖZÜM KAPATMAK DEĞİL, GÜÇLENDİRMEKTİR

Biz tüketici örgütleri olarak yalnızca eleştirmiyor, çözüm de öneriyoruz.

İlçe Tüketici Hakem Heyetlerinin karşılaştığı idari ve yapısal sorunlar varsa bunlar bilimsel, katılımcı ve veriye dayalı bir yaklaşımla belirlenmelidir.

Öncelikle dijital altyapı geliştirilmeli; dosyaların heyet üyelerince güvenli elektronik sistemler üzerinden incelenebilmesi sağlanmalıdır.

Kadrolu ve nitelikli raportör sayısı artırılmalı, iş yükü dengeli dağıtılmalı, heyet üyelerine düzenli hizmet içi eğitim verilmelidir.

Mevzuat değişiklikleri ve güncel yargı kararları sistemli biçimde paylaşılmalı; kararların niteliğini ve uygulama birliğini geliştirecek mekanizmalar oluşturulmalıdır.

Başvuru süreçleri sadeleştirilmeli, özellikle yaşlı ve dijital erişim imkânı sınırlı tüketicilere yerinde destek verilmelidir.

Her ilçenin nüfusu, coğrafi koşulları, ulaşım olanakları ve başvuru yoğunluğu dikkate alınarak hizmet kapasitesi güçlendirilmelidir.

Kısacası, sorun varsa çözülmeli; eksik varsa tamamlanmalı; sistem yetersizse geliştirilmelidir.

Ama vatandaşın adalete ulaşabildiği kapılar kapatılmamalıdır.

ADALET MERKEZİLEŞTİKÇE VATANDAŞTAN UZAKLAŞMAMALI

Burada tartıştığımız mesele yalnızca bir kamu kurumunun nerede faaliyet göstereceği değildir.

Mesele, devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisidir.

Mesele, dar gelirli bir tüketicinin hakkını aramaya cesaret edip edemeyeceğidir.

Mesele, yaşlı bir vatandaşımızın uğradığı haksızlık karşısında kendisini yalnız hissedip hissetmeyeceğidir.

Ve mesele, Anayasa'nın tüketiciyi koruma konusunda devlete yüklediği sorumluluğun günlük yaşamda ne ölçüde karşılık bulduğudur.

Bir ülkede adaletin gücü, yalnızca verilen kararlarla değil, o kararlara ulaşabilen insanların sayısıyla da ölçülmelidir.

Adaleti vatandaşa yaklaştırmak kamu hizmetidir. Vatandaşı adalete ulaşmak için yollara düşürmek ise çözüm değildir.

SON SÖZ

İlçe Tüketici Hakem Heyetlerinin kapatılması yaklaşımı yeniden değerlendirilmelidir.

Bu konuda karar alınırken tüketici örgütlerinin görüşleri dinlenmeli, yerel ihtiyaçlar dikkate alınmalı ve vatandaşın hak arama sürecinde karşılaşacağı güçlükler göz ardı edilmemelidir.

Çünkü güçlü tüketici, yalnızca kendi hakkını koruyan kişi değildir. Güçlü tüketici; dürüst ticareti, adil rekabeti ve ekonomik güveni de ayakta tutan temel unsurlardan biridir.

Bizim savunduğumuz anlayış çok açıktır:

Tüketicinin hakkını aradığı kapıları kapatmayın. O kapıları daha erişilebilir, daha hızlı ve daha güçlü hâle getirin.

Unutmayalım:

Adalet, vatandaşa ne kadar yakınsa o kadar güçlüdür.

Cüneyt KÖŞE
TÜRFED Genel Başkanı

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve dorukmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.