Dünya bir süredir savaşların gölgesinde. ABD’nin küresel politikaları, İsrail-İran gerilimi ve bölgesel çatışmalar uluslararası gündemi belirliyor. Ancak savaşların etkisi sadece cephelerde hissedilmiyor. Bu gerilimlerin gölgesi, ekonominin hemen her alanına düşüyor.
Petrol fiyatları yükseliyor, enerji maliyetleri artıyor, gıda fiyatları dalgalanıyor. Küresel belirsizlik, piyasaların dengesini bozuyor. Fakat asıl dikkat çekici olan, bu belirsizlik ortamının bazı çevreler için adeta bir fırsata dönüşmesi.
Savaşın yarattığı psikolojik ortamı fırsata çevirenler de var. Spekülatif fiyat artışları, stokçuluk ve haksız ticari uygulamalar… Tüm bunlar, zaten zor şartlarda yaşamaya çalışan tüketicilerin omuzlarına ekstra yük bindiriyor.
Oysa kriz dönemlerinde kazanç kapısı aramak değil, toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmek gerekir.
Devletin Sorumluluğu
Böylesi dönemlerde devletin ve düzenleyici kurumların rolü hayati önem taşır.
Temel ihtiyaç maddelerinde –özellikle gıda, enerji ve ilaç sektörlerinde– fiyat denetimleri sıkılaştırılmalı, manipülasyonlara göz açtırılmamalıdır.
Aşırı stok yaparak piyasada yapay kıtlık oluşturmak sadece etik bir sorun değil, aynı zamanda ciddi bir ekonomik suçtur. Bu tür uygulamaların caydırıcı yaptırımlarla engellenmesi gerekir.
Ayrıca piyasaya ilişkin bilgilerin şeffaf şekilde paylaşılması da büyük önem taşır. Tüketici, fiyat artışının gerçek nedenini bilmelidir.
Bilinçli Tüketici En Büyük Güçtür
Ancak unutmayalım ki tüketici de pasif bir izleyici değildir.
Bilinçli davranan bir tüketici, piyasanın dengesini değiştirebilecek en güçlü aktörlerden biridir.
Alışveriş öncesi fiyat karşılaştırması yapmak, gerçek indirim ile suni fiyat artışını ayırt etmek ve gerektiğinde tüketici haklarını kullanmak bu sürecin önemli parçalarıdır.
Haksız fiyatlandırma ya da aldatıcı uygulamalar karşısında ilgili kurumlara başvurmak, yalnızca bireysel bir hak değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur.
Dayanışma Kültürü
Bu noktada sivil toplum kuruluşlarına da önemli görevler düşüyor.
Tüketici örgütleri, kooperatifler ve dayanışma ağları, fırsatçı fiyat politikalarına karşı güçlü bir denge unsuru oluşturabilir.
Medya ve sosyal medya da kamuoyu oluşturma açısından kritik bir rol oynar. Haksız uygulamaların görünür hale gelmesi, çoğu zaman en etkili denetim mekanizmasıdır.
Son Söz
Kriz dönemleri toplumların karakterini ortaya çıkarır.
Bazıları fırsat arar.
Bazıları ise dayanışma.
Gerçek şu ki; güçlü toplumların temelinde bilinçli tüketiciler vardır.
Dünya savaşlarla meşgul olabilir.
Ama tüketiciler haklarını korumak için her zamankinden daha uyanık olmak zorundadır.
Çünkü bilinçli tüketici sadece kendi hakkını değil, toplumun ekonomik adaletini de savunur.
Sağlıklı ve sorunsuz günler dileğiyle..