Yazı Detayı
02 Mayıs 2022 - Pazartesi 22:29 Bu yazı 84 kez okundu
 
Hasan İMRE - Milli Mücadelemizi Anlamak İçin Kitap Önerileri
Kütahya Sosyal Bilimler Lisesi
ahmet_iren@hotmail.com
 
 

1919 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışıyla başlayan Milli Mücadelemizin askeri safhası 1922 yılında Yunanlıların işgal ettikleri bölgelerden çıkarılmalarıyla ve Türk zaferi ile sonuçlanmıştır.

Zor günleriyle, acılarıyla, zaferleri ve sevinçleri ile birlikte yaşanan bu dönem doğal olarak yazın dünyasına da yansımış ve dönemi anlatan birçok eser ortaya çıkmıştır. Bu eserlerin bir kısmı doğrudan doğruya dönemin ve olayların şahitleri tarafından yazılan eserlerdir. Bir kısmı edebi eserler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir kısmı ise araştırmalara ve belgelere dayalı olarak yazılan eserlerdir.

Bu çalışmamızda Milli Mücadelemizi farklı yönleriyle, yaşanan zorluklarıyla, acıları ve sevinçleri ile ele alan bazı eserlere yer vermeye çalıştık. Elbette ki hepsini sunmamıza imkân yoktu, yer veremediğimiz birçok eser için şimdiden özür dileriz. Ancak birçoğuna kolaylıkla ulaşabileceğiniz bu eserlerden birkaç tanesini okumanıza bir faydamız olursa, yaptığınız okumalarla Milli Mücadelemizi farklı yönleriyle anlamanıza, bu mücadelenin kahramanlarına, şehitlerimizin ve gazilerimizin unutulmaz fedakârlıklarını bir kez daha hatırlamanıza bir katkımız olursa bundan büyük sevinç ve mutluluk duyarız. İlgi duyan herkese şimdiden iyi okumalar... 

 

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

NUTUK, Orijinal metnin sadeleştirilmiş hali

“…Efendiler, bu söylevimle, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım. Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu, Türk gençliğine, güvenle bırakıyorum.”

Yakup Kadri Karaosmanoğlu- Bütün Eserleri 1 - Yaban Roman

Millî mücadele dönemindeki gerçek olayları savaştan sonra milleti bilinçlendirmek amacıyla yazdığı Yaban romanında Yakup Kadri Karaosmanoğlu özellikle Türk aydınlarını, Anadolu'ya karşı duyarsız davranışları nedeniyle hicvetmiş ve Anadolu'nun Kurtuluş Savaşı dönemindeki gerçek durumuna ayna tutmaya çalışmıştır. Roman, 1. Dünya Savaşı’nda sağ kolunu kaybetmiş, otuz beş yaşında, yalnız, karamsar, okumuş, genç bir subay olan Ahmet Celal’in hatıralarından oluşmaktadır. Ahmet Celal, Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı Kurtuluş Savaşı'nı, ülkenin düşman işgalinde büyük bir direnç gösterdiğini köylülere anlatmaya başlar. Asıl amacı köylüleri bilinçlendirmek ve ulusal bir ruh kazandırmaktır. Köylü ise yoksul ve bilgisizdir. Kimse ona inanmaz. Onları bu hale getiren Salih Ağa’nın sözünden çıkmazlar. Öyle ki Yunan işgaline bile ses çıkartmaz, direnç göstermezler. Roman bu yönüyle Kurtuluş Savaşı’nın bilinmeyen, üzücü yönlerini tarafsız bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Halide Edip Adıvar - Ateşten Gömlek

Ateşten Gömlek adlı roman, anlattığı dönem olan Kurtuluş Savaşı dönemini en iyi şekilde okuyucuya htirmesi oldukça değerli bir eser konumundadır. Ateşten Gömlek, İzmirli olan Ayşe ve yakınlarının üzerinden Kurtuluş Savaşı mücadelesini ve bu mücadelenin geçirdiği aşamaları anlatmaktadır. Ateşten Gömlek adlı eser için roman demek yerine Halide Edip Adıvar’ın tanıklığı demek daha doğru olabilir. Roman içerisindeki Ayşe karakterinin Halide Edip’i temsil ettiğini söyleyebiliriz. Romanda anlatılan olaylar içerisinde Sultan Ahmet mitingi, kağnı ile Anadolu’ya yapılan yolculuk, eşyaların nasıl saklandığı veya cephanelerin nasıl taşındığı gibi olaylar ayrıntılı bir şekilde işlenir.  

 “ İhtilal ve isyan günlerinden beri koza, kurt, kelebek devirleri tetkik edilen mahlûkat gibi Sakarya silâh arkadaşlarımın "Ateşten Gömlek"te birkaç solgun aksini İstanbul, ihtilal ve ordu günlerinden alıp kâğıt üstüne koymaya çalıştım. İstediğim gibi olmadığı için silâh arkadaşlarımdan af dilemek isterdim. Bize onlar ilham ettiler.”

Halide Edip Adıvar - Türk'ün Ateşle İmtihanı

Eser, Halide Edip Adıvar’ın 1. Dünya Savaşı sonrasından Cumhuriyetin ilanına kadar yaşadığı anıları anlatmaktadır. Yazar, birebir şahit olduğu çoğu şeyi aktarmıştır. İstanbul’un işgali ile halk ümitsizlikler içerisindedir. Doğu Anadolu’da da kurulması istenilen Ermeni devletine karşı halk silahlandırılmaktadır. İzmir ise işgal edilmiştir. İstanbul’da toplantılar düzenlenir. Halide Edipte bu toplantılara katılmaktadır. Bu toplantılar Milli Mücadele için zemin hazırlamıştır. Mustafa Kemal Anadolu’ya giderek bağımsızlık ateşini yakmıştır. Halide Edip de iki arkadaşıyla güçlükle Anadolu’ya geçmiştir. Anadolu’da Yunus Nadi ile Anadolu Ajansını kurmuş ve Milli Mücadele’yi duyurmaya çalışmıştır. Mustafa Kemal’in başkomutan olmasıyla zaferler bir bir kazanılmıştır. Düşman yurttan çekilirken zalimlik yapmaktadır. Yunan mezalimini incelemek üzere hazırlanan komisyonun başkanı Halide Edip Adıvar’dır. Yurttan düşman tamamen çıkmış ama geride de büyük bir perişanlık bırakılmıştır. Halide Edip gururlu ama bir o kadar da üzgün olarak İstanbul’a tekrar dönmüştür. Kitabı öncelikle “The Turkish Ordeal” başlığı altında İngilizce olarak yayımlar. Burada amacı yapılan zulümleri çok geniş yabancı kitlelere ulaştırmaktır. Kitap, ülkemizin kuruluş yıllarında çektiği çileleri başarılı bir şekilde dile getirmiştir.

Fazıl Doğan - Milli Mücadele Hatıralarım

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda cepheden dönen genç doktorlar, ülkenin içinde bulunduğu durumu görerek İstanbul’dan Anadolu’ya geçmeye karar verirler. Köycülük hareketine destek olmak amacıyla Türk Ocakları çatısı altında bir araya gelen Dr. Fazıl Doğan, Dr. Reşit Galip, Dr. Hasan Ferit Cansever ve Dr. Mustafa Alp İzmir üzerinden Kütahya’nın Tavşanlı ve Emet ilçelerine giderler. Fazıl Doğan, Emetlilerin desteğiyle hem doktorluk mesleğini icra eder hem de Emet Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’ni kurarak milli mücadele içerisinde yer alır. Kuva-yi Milliye’ye bağlı Emet Milli Müfrezesi’nin kumandanlığını yapar. İzmir’in ve Batı Anadolu’nun pek çok şehrinin Yunanlılar tarafından işgal edildiği haberleri gelmektedir. Fazıl Doğan ve müfrezesi, Çerkes Ethem’in kumandası altında işgallere karşı pek çok yerde görev alır. Aynı zamanda, 24 Haziran 1920’de Çerkes Ethem’in Ankara hükümetine karşı tutumunu ilk elden öğrenip Batı Cephesi Kumandalığı’na bildiren de Fazıl Doğan’dır. 20 Ekim 1920’de 200 kişilik piyade taburu, bini aşkın atlı tabur ve atlı makineli tüfek bölüğü ile Yunanlıları Gediz-Simav bölgesinde püskürtür. 1922 yılına kadar Batı Cephesi’nde mücadeleye devam eder. Fazıl Doğan, yıllar sonra Celâl Bayar’ın isteği üzerine Emet’te yaşadıklarını eski yazı ile kaleme alır. Kitabın sonunda tıpkıbasımına da yer verdiğimiz Fazıl Bey’in milli mücadele anıları yakın tarihimize ışık tutacaktır.

Ali Fuat Cebesoy - Milli Mücadele Hatıraları

“… Öyle sanıyorum ki, mesela tarih bir Mustafa Kemal yaratmasaydı ve ufuktan bir önder beklenseydi, bu önder herhalde Ali Fuat Paşa olabilirdi. Kaldı ki, Anadolu için ilk isyan bayrağını açan da odur…”Şevket Süreyya Aydemir

Türk milletinin en şerefli mücadelesine Mustafa Kemal yanında atılan, hayatı tarih olmuş Ali Fuat Paşa’nın anıları, kendine has üslubuyla asker kökenli çağdaşları arasında özel bir yere sahiptir.
Dağ başlarında parlayan çoban ateşleri dışında ışığın görülmediği Anadolu yaylasında, Milli Mücadeleyi  başlatan bir avuç kahraman, hayatları pahasına Türk milletinin en şanlı direnişini örgütleyerek, ilelebet payidar kalacak Cumhuriyetin temelini attılar…
Ali Fuat Cebesoy’un Milli Mücadele Hatıraları, sadece bir anı kitabı değil aynı zamanda Kurtuluş Savaşı’nın belgelere dayalı destansı bir hikayesidir…

Kâzım Karabekir - İstiklal Harbimiz 1. Cilt

“Gerçi milletimizin istiklâlini kurtarmak için dört yıldır askerî, idarî ve siyasî icraat ve teşebbüslerimiz hakkında Mustafa Kemal Paşa ile bazı fikir ayrılıklarımız dolayısıyla münakaşalarımız olmuştu. Fakat sonunda fikir ve elbirliğiyle yürümek ve muvaffak olmak büyük mazhariyetti. Çünkü her fikrimiz, her hamlemiz şuurlu, hesaplı ve tabii neticeleri de muvaffakiyetli idi. Benim, fikirlerimi apaçık bütün samimiyetle söyler ve yazar bir adam olduğumu ve bütün düşüncelerime hâkim olan ruhun da millet ve memleket meselesi olduğunu Mustafa Kemal Paşa çoktan beri bilirdi. Bu dört yıllık müşterek fedakârlığımızdaki feragat ve vefakârlık ve açık yürekliliğimi daha yakından sonuna kadar görmüşlerdi. Bundan sonra yüz yüze, göz göze görüşmekle hassalarımdan hiçbir şey kaybetmediğimi ve düşüncelerimdeki samimiyeti daha kolay gösterebilecektim. Ancak bundan sonraki işlerimizde mesele ruhî bakımdan dahi çok çetin olacaktı.”

Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Bütün Eserleri 12 - Milli Savaş Hikayeleri

Hepimizin de çok iyi bildiği gibi Milli Mücadele Dönemi Türk Halkı için bir kahramanlık ve ızdırap dönemi olmuştur. Yazar da bunu eserinde ele almış olduğu hikâyelerle sade ve açık bir şekilde okuyuculara iletiyor. Yazar kitabında genelde Ege Bölgesi’nde meydana gelen olayları ele alıyor. Özellikle, Türk Tarihi için büyük bir felaket olan İzmir’in işgali, düşman kuvvetlerinin buradaki halka yapmış oldukları zulüm ve bu işgaller karşısında çaresiz kalan halkın aciz durumu yer alıyor eserde. Bu zor dönmede yaşanan bazı ihanetler de kaçmıyor yazarın kaleminden. Kısacası eserde bütün bu işkencelere, ihanetlere ve yoksulluğa karşı Türk Halkının vermiş olduğu Kurtuluş Mücadelesi’ni görebiliyoruz.

Selim Erdoğan - Sakarya - Türk Bitti Demeden Bitmez

Millî Mücadele’nin düzenli ordu döneminin başındaki 1921 yılı muharebelerinin  tamamı dokuz ay gibi kısa bir sürede, henüz güç terazisi Yunanlar lehine iken gerçekleşmiştir. Aradaki kuvvet farkına rağmen Türk Ordusunun Yunanları durdurabilmesinin, hatta geri püskürtebilmesinin en önemli sırrı elindeki kısıtlı imkânları en doğru şekilde kullanması olmuştur. Bunu başarabilmek için muharebeler süresince sadece tümen ve alayların değil, taburların, hatta bazen bölüklerin bile yerleri değiştirilmiş, nerede açılan bir gedik varsa oraya bulunabilen bütün kuvvetler sevk edilmiştir...

..Bir harbin öyküsü, o muharebelerin geçtiği coğrafya bilinmeden anlatılamaz. Harp tarihi sadece arşivdeki askeri belgelerden ibaret değildir. Burada karşımıza “Harp Coğrafyası” şeklinde yeni bir kavram çıkıyor. Sakarya Meydan Muharebesi’nin coğrafyasını herkesin anlayabileceği şekilde ortaya koymak, muharebenin tarihi ile bütünleştirmek bu çalışmanın temel amaçlarından birisidir. Bağımsızlık destanımız olan Millî Mücadele’nin düzenli ordu safhasında, cephedeki iki yılı ele alan serinin bu ilk kitabında, bir milletin son ocağını savunmak için doğru liderin etrafında birleşmesi ve verdiği ölüm kalım savaşı anlatılıyor.

 

Selim Erdoğan - Büyük Taarruz - Dağlarda Tek Tek Ateşler Yanıyordu

"Dr. Selim Erdoğan, 'Büyük Taarruz' kitabında 'Sakarya'dan sonra Milli Mücadele'nin tarihi üzerine yerli ve yabancı kaynakları mukayeseli olarak kullanıyor. Coğrafya ve stratejiyi mükemmel bir şekilde işliyor. Kitapta ilk defa bazı çarpıcı gerçekler ortaya çıkıyor. Her iki muharebede de şehitliklerin tam listesi yok. Bunlar yazarın ve Harp Tarihi Dairesi’nin gayretiyle muharebe alanlarında ve civarda araştırılarak bulunuyor. Dolayısıyla önemli bir arazi tetkikinin, arşiv çalışmasının ve kaynak kullanımının ürünü olan, Milli Mücadele’nin 100. yılına yakışan bir monografiyle karşı karşıyayız.                                                                                                  

                                                                                  İlber Ortaylı

 

Sakarya’da uçurumun eşiğinden dönen bir millet nasıl oldu da 11 ay sonra 200.000 kişilik Yunan ordusunu önüne katıp denize döktü, İngilizlerin karşısına dikilebildi?

... En zor anlarda bile Misak-ı Milli’den ve tam bağımsızlıktan taviz vermeyen Mustafa Kemal Paşa’nın sırrı neydi? “Sakarya: Türk Bitti Demeden Bitmez” çalışmasıyla askeri tarihimize unutulmaz bir eser kazandıran Dr. Selim Erdoğan, tüm bu sorulara hem Türk hem Yunan askeri kaynaklarının çapraz okumalarıyla, belgelere dayalı olarak ve sahada elde edilen bulgularla cevap veriyor.

 

 

Süleyman Duman - Kütahya Eskişehir Kurtuluş Savaşı'nın Unutulan Muharebeleri

1921 yılı Millî Mücadele dönemimiz içinde çok önemli bir yer tutar. Türk Milleti, 1921 yılında varoluş ve yok oluş arasındaki ince çizgi üzerinde adeta gidip gelmiştir. İç isyanlar, Birinci ve İkinci İnönü Muharebeleri, Aslıhanlar ve Dumlupınar Muharebeleri, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri ve Sakarya Meydan Muharebesi hep bu yıl içerisinde cereyan etmiştir. Tüm bu muharebeler içerisinde sonucu ve etkisi bakımından en yıkıcı olanı ise Kütahya-Eskişehir Muharebeleridir. Bu muharebeler sonucunda binlerce Mehmetçik şehit olmuş, yaralanmış ve esir düşmüştür. Elinizdeki çalışma, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sonucunda yenilen ve Sakarya Nehri doğusuna çekilmek zorunda kalan bir ordunun Yunan çemberinden nasıl çıktığının ve mutlak bir yok oluştan nasıl kurtulduğunun öyküsünü anlatıyor.

Milli tarihimiz açısından uzun yıllar görmezden gelinen Kütahya-Eskişehir Muharebeleri, Süleyman Duman’ın muharebe sahasını bizzat araştırması, Türk ve Yunan askeri ve sivil kaynaklarını taraması neticesinde büyük bir titizlikle yeniden kaleme alınıyor.
Kitapta anlatılan muharebelerin yaşandığı harp sahasındaki bütün dağ ve tepeler, mevziler, pusu noktaları, geçitler ve boğazların; yazar tarafından arazide dolaşılarak fotoğraflanması okuyucuların an be an muharebelerin hissiyatını yaşamasını sağlıyor. Yine bu maksatla o dönemde Mehmetçiğin savaştığı yerler ve uzun yürüyüşlerinin güzergâhları da rota olarak çiziliyor. Çarpışmaların yaşandığı yerlerin koordinatlarının da yer aldığı bu çalışmada okuyucular muharebeleri harita üzerinden görebiliyor ve hatta araziye gittiklerinde navigasyon cihazlarına verilen koordinatları girerek ulaşacakları hedeflerde siperleri ve şehit mezarlarını görebiliyor.

 

Turgut Özakman - Şu Çılgın Türkler

1948 yılında on arkadaşıyla on gün boyunca, Polatlı´dan Dumlupınar´a kadar yayan yürüyen Turgut Özakman, Milli Mücadelenin romanını yazmaya o gün karar vermiş. Şu Çılgın Türkler 57 yıllık bir araştırmanın ürünüdür. Şu Çılgın Türkler, dünyadaki en meşru savaşlardan birinin, emperyalizme karşı verilmiş ve kazanılmış ilk kurtuluş savaşının, bir millileşme ihtilalinin romanıdır. Bu topraklarda geçen, hiçbir satırı kurmaca taşımayan; tamamı Türk, Yunan, İngiliz devletleriyle uluslararası kurulların raporlarında, yerli ve yabancı gazetelerde ve o günleri yaşamış insanların belleklerinde ve anı kitaplarında belgelenen olaylar…  Bu coğrafyayı, tarihi bilmeyen yabancı bir göz okuduğunda yazar fazla abartmış diyebilir, yaşananlar öyle olağanüstü. Yazar önce Mondros Mütarekesi’yle 2. İnönü savaşı arasında geçen dönemi özetliyor. Peşinden altı yüz elli sayfalık bir destan. Sanki elinde kamera varmış gibi bir Türk tarafına, bir Yunan tarafına; bir İstanbul’a, bir İngiltere’ye odaklıyor bakışlarını. Ve bu ahlaksız işgale bütün varlığıyla topyekûn direnen Anadolu’yu anlatıyor. Adım adım, gün gün izliyoruz bu büyük mücadeleyi.

 

Samim Kocagöz - Kalpaklılar

“Türkiye’yi yağmaya gelen 1919 yılının sömürgecilerine karşı kabaran öfke, o yılların öfkesidir; o yılların hiddetidir. Ama bugün de sömürgeciliğe karşı duyulabilecek öfkenin aynıdır elbette.”-Samim Kocagöz

“Düşman donanması açıklarda demirlemiş, iki harp gemisi rıhtıma biraz daha yaklaşmıştı... Güvertedeki askerler ellerini, şapkalarını sallıyor, marşlar söylüyorlardı... Mavili beyazlı elbiseler giymiş genç kızlar, ellerinde çiçekler, vapurlardaki askerlere öpücükler yolluyorlardı.” İngilizlerin güdümündeki Yunan ordusu 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal ederken genel manzara böyleydi. Ta ki karaya ayak basan ilk Yunan askerlerinin ortasına bir el bombası atılana kadar. Bombayı atan gazeteci Hasan Tahsin, “Dövüşe ben başlıyorum, siz devam edeceksiniz” diyecek kadar emindi çaktığı bu ilk kıvılcımın tüm ülkeyi saracağından. Yanılmamıştı da: İzmir bir sembol oldu, bayrak oldu, taştı Anadolu’nun içlerinden. Cephelerde Mehmet’ler, dağlarda efeler, her türlü imkânı kullanarak askerlere cephane taşıyan kadınlar, tüm Anadolu tek yürek oldu, başkaldırdı işgalcilere ve onların işbirlikçilerine. Kalpaklılar, Samim Kocagöz’ün belgelere dayanarak işlediği bir destan: İşgal altındaki topraklardan Kuvayı Milliye’nin doğuşuna, cephelerdeki çarpışmalardan gerici ayaklanmalara kadar Kurtuluş Savaşı’nın, bir ulusun bağımsızlık için verdiği mücadelenin gerçek destanı.

 

Tarık Buğra - Küçük Ağa

Küçük Ağa, Kurtuluş Savaşı yıllarında, siyasal karar ve tartışma merkezlerinin uzağında, Kuvvacı/Millici denilen, ama ne oldukları, neyi temsil ettikleri pek bilinmeyen birilerinin açtığı savaşa katılıp katılmamanın vebalini tartarak bir karar verme durumunda kalan insanları anlatır. Asırlardır sadece "halife-i ruyi zemin"in, padişahın açtığı sancağın altında savaşılacağı bilgi ve inancıyla yaşamış taşra insanlarının, halife-padişah çağrısının yokluğunda ve işgal haberleri yayılırken yaşadıkları ikilemlerin, açmaz ve iç çalkantıların, kendileri ve kaderlerine sahip çıkma hakkında yeniden düşünmek zorunda kalışlarının hikâyesidir. Tarık Buğra'nın kendi deyişiyle Küçük Ağa, destanlara yakışır bir konuyu ele almasına rağmen, destan değil, gerçekliği anlatan bir romandır. İttihatçıların ve Kuvvacıların değil, inanç ve gelenek kalıtıyla baş başa, ilk kez kendisi ve kendi adına geleceği için karar vermeye çalışan bir ahalinin "kahraman"ı olduğu bir roman. Şimdilerde Küçük Ağa'yı okumak, güncelliğini bir kez daha kazanmış bir öyküyü, sorunsalı yeniden okumak demektir.

Kemal Tahir - Yorgun Savaşçı

Esir Şehir Üçlemesi’nde Millicileri İşgal Kuvvetleri’nin baskısı altındaki İstanbul’da anlatan Kemal Tahir, ‘Yorgun Savaşçı’da onları Anadolu’ya gönderir. ‘Yol Ayrımı’nda yan karakterlerden biri olarak karşımıza çıkan Cehennem Topçu Cemil, ‘Yorgun Savaşçı’nın başkahramanıdır. İstanbul’a geldiğinden beri, bir türlü üzerinden atamadığı yorgunluğu sanki dinlendikçe çoğalan Cemil, bir yandan aşık olup evlendiği teyze kızı Neriman ile her şeyi bırakıp uzakta bir köyde yaşamayı isteyecek kadar bıkkın; diğer yandan Anadolu’ya geçip Milli Mücadele’de ön saflarda yer almayı isteyecek kadar da cesurdur.1919 ve 1920 yıllarında İstanbul’daki örgütlenmeleri ve Anadolu direnişini anlatan ‘Yorgun Savaşçı’, Cumhuriyet’in kuruluşuna giden sürecin romanı olarak da okunabilir.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar - Sahnenin Dışındakiler

Tanpınar'ın bu eseri 1920'li yılların, Millî Mücadele yıllarının romanıdır. Romanın kahramanlarından İhsan romanın bir yerinde "Orada (Anadolu'da) mücadele var, muharebe var. Mukadderatımız orada halledilecek! Asıl sahne orası. Biz burada maalesef sadece seyirciyiz. Sahnenin dışındayız" demektedir. Roman adını ve konusunu "sahnenin dışında" olanların içlerinde ve etraflarında olup bitenlerle, zaman zaman geçmişe, maziye yönelerek değişimler, hasretler ihtiraslarla kazanmaktadır.

ÇALIŞMAYI HAZIRLAYAN: HASAN İMRE

(KÜTAHYA AYSEL – SELAHATTİN ERKASAP SOSYAL BİLİMLER LİSESİ 11/A SINIFI ÖĞRENCİSİ)

 
Etiketler: Hasan, İMRE, -, Milli, Mücadelemizi, Anlamak, İçin, Kitap, Önerileri,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı