Yazı Detayı
13 Haziran 2022 - Pazartesi 19:33 Bu yazı 240 kez okundu
 
"EGE" MENLİK HAKKIMIZ...
Savaş CANSEVDİ - Hedef
kutahyadorukgazetesi@gmail.com
 
 

Değerli okurlarımız, bu haftaki yazımızın konu başlığı, son günlerde ülkemizin gündemini ciddi ölçüde meşgul eden Yunanistan ile yaşanan Ege Denizi'nde bilinçli olarak köpürtülen sorunlar, politikalar ve küresel güç odaklarının vekalet savaşlarının,  Yunanistan üzerinden tetikçiliğinin yaptırılarak Türkiye üzerinde yeni baskılama yöntemlerinin tarihsel gelişimi ve günümüze kadar olan süreci ve sonuçlarına dair değerlendirmeleri içermektedir.

1923 Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye ve Yunanistan arasında Ege Denizi'nde karşılıklı dengelerin kurulmuş olmasına karşın bu denge, 1930'ların ikinci yarısından itibaren özellikle Avrupa ve Balkanlarda bazı ülkelerin revizyon istemleriyle ortaya çıkmalarından sonra hem Türkiye hem de Yunanistan açısından bazı değişikliklere uğramıştır. Yunanistan, ulusal karasuları 3 milden 6 mile genişleterek İtalya'dan gelebilecek olası bir saldırıya hazırlanırken, Türkiye, Lozan Boğazlar sözleşmesinin Türk Boğazları üzerinde saptamış olduğu statünün yeni gelişmeler çerçevesinde gözden geçirilmesini ve boğazlar üzerindeki Türk egemenliğinin kesin olarak sağlanmasını istemiştir.

Böylece Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye, boğazlar üzerindeki egemenliğine yeniden kavuşmuş ve bu bölgelerin silahsızlandırılması yükümlülüğünden kurtularak, ulusal güvenlik açısından önemli bir boşluğu kapatmıştır.

Ege denizindeki bu değişiklik ilk dönemlerde fazla dikkat çekmemiş, bu da her iki tarafın ulusal güvenliklerini gözden geçirerek, bölgesel bağlantılar açısından yeni bir denge çerçevesinde düzenlemek gereği ortaya çıkmıştır. Gerek Ege Denizi'nin coğrafi ve jeolojik yapısı gerekse bu deniz üzerindeki adaların yoğun bir dağılım göstermekte oluşu ve Anadolu sahillerinden 3 mil ötedeki adaların bazılarının isimleri belirtilerek anlaşmalarda Yunanistan'a bırakılmış olması Ege Denizi'ne kıyıdar devletlerden herhangi birinin egemenlik haklarını genişletmek istemesi durumunda, diğer devletin bu yöndeki bir gelişmeyi kendi egemenlik haklarına yönelik bir tehdit olarak algılamasına yol açmaktadır.

Türkiye ve Yunanistan arasında Ege Denizi'ne ilişkin uyuşmazlıklar şu başlıklar altında ele alınabilir,

1.Karasularının genişletilmesi sorunu.

2.Kıta sahanlığının saptanması sorunu.

3.Adaların silahsızlandırılması sorunu.

4.Hava sahası ve fır hattı sorumluluklarına ilişkin sorunlar NATO komuta kontrol sorunları. 5.Egemenliği antlaşmalarla Yunanistan'a devredilmiş ada, adacık ve kayalıklar sorunu.

Sayılan sorunlarda en dikkat çeken ve Ankara'yı en çok rahatsız eden sorun, Yunanistan'ın Ege Denizi'nde karasularını denizin özel coğrafi şartlarını dikkate almadan uluslararası hukukta ülkelerin karasuları için uygulayabilecekleri maksimum genişlik olan 12 mile çıkarmak istemesidir. Yunanistan hava sahasını 12 mile çıkarmak istemesi sonucu, Ege Denizi'nin çok büyük bir bölümünü Yunan karasuları haline getirecek ve Türkiye'nin Ege'deki açık denizleri kullanarak Akdeniz'e çıkmasını engelleyeceği ve böyle bir gelişmeyi kabul etmeyeceğini,  bunun savaş sebebi sayılacağını açıklamıştır. Bir diğer sorun ise, Uçuş Enformasyon Bölgesi (FIR Hattı) sorumluluklarını farklı yorumlayan Yunanistan'ın, Ege Denizi'nde hava sahası ile ilgili sorunların bir bölümünü oluşturmaktadır.

Türkiye Yunanistan'ın FIR Hattı sorumluluğunu, sanki kendi egemenlik hakkı gibi uygulamasını kabul etmemektedir. Burada sorun, uygulamada sivil uçaklar gibi askeri uçakların da Ege Denizi üzerinde FIR Sorumlusu olan Yunanistan'a uçuş planlarını önceden verip vermemeleri konusunda ortaya çıkmaktadır.

Ege adalarının silahsızlandırılması konusu, Atina'nın Ege'deki Türk Yunan dengesini bozma isteğinin çok açık bir diğer göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

Doğu Ege Adaları ve 12 Ada,

Lozan Barış Antlaşması, Lozan Boğazlar Sözleşmesi ve Paris Antlaşması ile silahsızlandırılmışlardır ve Yunanistan'a bu şartla bırakılmıştır.

 Lozan Antlaşması ile

 Lozan Boğazlar Sözleşmesinin aynı antlaşma olmadığını da ifade etmek gerekir.

Atina'nın Ege adalarını silahlandırması, Ankara'yı haklı olarak ciddi şekilde rahatsız etmektedir. Yaklaşık 20 günden bu yana Yunanistan'da bulunan ABD üsleri konusu ve Türkiye'nin Yunanistan üzerinden ABD üsleriyle çepeçevre çevrelenmesi ve kıskaca alınması hamlesiyle bu kapsamda ;

Yunanistan'da; Dedeağaç, Kavala,  Selanik,  Larisa Stefanoviç ve en güneyde Girit olmak üzere önce 6 Amerikan üssüyle çevrelenmekte, buna ek olarak;

 Larissa Alexandra, Pol Castelli ve Kalamata üstleri ile bu sayı daha da artırılmakta ve böylece Yunanistan'ın bir kısmı değil tamamı ABD üssü haline gelmektedir.

Türkiye ve Libya arasında yapılan Mavi Vatan ve Akdeniz'deki egemenlik anlaşmaları kapsamında Türkiye'nin deniz etki alanı politikalarını baskılamak, enerji politikalarını sekteye uğratmak, Türkiye ile Rusya'nın son dönemde iki ülkenin çıkarları gereği yakınlaşması sonucu adeta Yunanistan'daki Amerikan üsleri hem Türkiye'ye hem de Rusya'ya aba altından sopa gösterir bir nitelik kazanmaktadır.

Yalnızca Türkiye'nin deniz etki alanı ve Mavi Vatan proje ve politikalarının engellenmesi değil, aynı zamanda Rusya'nın da Akdeniz'deki alan hakimiyeti çalışmalarına özellikle Girit adasında konuşlu bulunan Amerikan üssü tarafından, bir tahdit oluşturulması değerlendirilmektedir.

Yapılan tüm bu askeri üs ve silahlandırma faaliyetleri, Lozan Antlaşması'nın, "adaların silahsızlandırılması"  ile ilgili maddelerinin ruhunu önemli ölçüde zedelemektedir. Türkiye'nin son yıllarda Doğu Akdeniz'de alan hakimiyeti ve Mavi Vatan çalışmaları ile Suriye ve Suriye'nin kuzeyinde kendi sınırını güvence altına almak, terör odakları ve terörizm faaliyetlerini merkezinde çözme,  temizleme ve sıfırlama anlayışıyla yapmış olduğu Sınır ötesi harekâtlar ve sınır güvenliğine yönelik aldığı tedbirlerle, bölgede ciddi bir güç ve karar mekanizması olması nedeniyle,  ABD'nin Akdeniz'deki alan hakimiyeti politikası ve Türkiye'nin Suriye'de terör odaklarıyla daha fazla yoğunlaşarak güçlenmesi ve başını kaldırmaması prensibi dikkate alındığında,  gerek Yunanistan'daki ABD üsleri, gerekse Suriye ve Irak'taki ABD'nin bölgenin istikrarsızlaştırılmasına yönelik çalışmalarının aslında açıkça Türkiye'nin bölgesel ve küresel güç olmasının önüne engel çıkarıldığı gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Tüm bu gelişmeler ve tarihsel süreç ışığında, Yunanistan'ın Ege'de bir çatışma ortamı ve akabinde savaş hali istemesi, Türkiye tarafından dikkatle takip edilip egemenlik haklarımıza yönelik yapılabilecek en küçük bir silahlı müdahaleyi bastırma konusunda, tüm milli ve askeri güç unsurlarımızın,  Hava, Deniz ve Kara kuvvetlerimizle,  milletimizin çelikleşmiş iradesi birleştiğinde dışarıdan gelebilecek her türlü müttefik görünümlü düşmanca ve hareket girişimlerin bertaraf edilmesine yetecektir.

Hiç şüphe yoktur ki büyük Türk Milleti; ordusuyla, millet olma şuuruyla, kendisine yönelik tehdit, saldırı ve sabotajlari, diplomasi, devlet aklı, silahlı kuvvetleri ve milli güç unsurlarıyla ortadan kaldırabilecek kuvvet, kudret kabiliyet ve imkâna sahiptir. 100 yıl önce nasıl bir hüsrana uğramışlarsa 100 yıl sonra yine ve bu kez misliyle hüsrana uğrayacakları aşikârdır.

Saygılarımla...

 
Etiketler: "EGE", MENLİK, HAKKIMIZ...,
Yorumlar
Haber Yazılımı